23 Aralık 2025
"Örgüt Üyesi Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme" Suçu (Türk Ceza Kanunu 220/6. madde)

Bilindiği üzere; 08.12.2023 tarih ve 32393 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.10.2023 Karar günlü, 2023/132 E., 2023/183 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmişti.

Anayasa Mahkemesi, 8. Yargı Paketi'yle yeniden Meclis'ten geçirilen "örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme" düzenlemesini bir kez daha iptal etti.

09.01.2025 tarih ve 32777 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5.11.2024 Karar Günlü, 2023/81 E., 2024/189 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla, "(6) (Değişik fıkra: 02.03.2024 - 7499 S.K/Madde 10) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca iki yıl altı aydan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır." şeklindeki TCK'nın 220/6 ncı maddesi suç ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğundan iptal edilmiştir.

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, uluslararası sözleşmelerde yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Kanunsuz Ceza Olmaz” başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”; Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin birinci paragrafında ise “Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.” denilmek suretiyle bu ilkeye yer verilmiştir.

Yine, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98/1-a maddesi gereğince sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün TCK’nın “zaman bakımından uygulanma” ilkelerinin düzenlendiği 7. maddesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kanunilik ilkesi öncelikle suçların ve cezaların şekli anlamda bir kanunla düzenlenmesini, ceza yaptırımına bağlanan fiilin kanunda açıkça suç sayılmasını gerektirmektedir.  Kanunilik ilkesi, yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde, açık, erişilebilir ve öngörülebilir olmasını gerekli kılmaktadır. Kanunilik ilkesi gereği, “bir kanuni düzenlemede hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı belirli bir kesinlik ölçüsünde ortaya konmalıdır” (AYM, Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 79).

Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi'nin bir fiilin suç olarak düzenlendiği kanun hükmüne yönelik iptal kararının geriye yürümesi gerektiği açıktır. Bu durumda suçun oluşması ve/veya cezanın belirlenmesi temelinde ortaya çıkan lehe durumun, şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında uygulanması gerekir.

İptal edilen bahse konu normun maddi ceza hukukuna ilişkin olması dolayısı ile “suçta ve cezada kanunilik ilkesi”nin düzenlendiği Anayasa’nın 38/1 ile TCK’nın 2/1 ve 7/1-3. maddelerindeki emredici hükümler gereğince lehe sonuç doğurması kaçınılmaz bir sonuç olup bu durum, hukuk güvenliği ile suç ve cezada kanunilik ilkesinin gereğidir.

Bu değerlendirmeler sonucunda, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası yollamasıyla hüküm verilmiş ve/veya infaz edilmiş ceza hükümlerine ilişkin, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında TBMM tarafından yeni bir düzenleme yapılmadığı ve artık anılan fiil suç olmaktan çıktığı için ilgililer hakkında hüküm veren mahkemelerce yeniden değerlendirme yapılması (uyarlama yargılaması) gerektiği anlaşılmaktadır.

İlgili kişilerin adli sicil kayıtlarında yer alan ancak mevcut kapsamında suç teşkil etmeyen cezaların, kişilerin geleceği ve durumları üzerindeki etkilerinin bertaraf edilmesi açısından uyarlama davalarının ikame edilmesi ve nihayetinde fiilin suç olarak belirlenmemesi sebebiyle verilen mahkumiyet hükümlerinin beraat hükmüne çevrilmesi elzem mahiyettedir.

Netice itibariyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası iptal edilmiş olduğundan iptal kararlarının, kesinleşmiş ve/veya infaz edilmiş olan ilamlar hakkında da uygulanması zorunludur. Aksi halde suçta ve cezada kanunilik, hukuk devleti, demokratik toplum düzeni ilkelerinin ihlaline sebebiyet verilecektir.

Bu kapsamda açılan davalarda mahkemelerce uyarlama yargılaması talebinin kabulüne karar verilmekte olup emsal kararlar mevcuttur.

                                                                                                                                                       Av.Gülcan ATKIN DEMİR